Bilimania

E-Bülten

Adınız Soyadınız (*)

Lütfen alfabetik karakter kullanınız.
Email Adresiniz (*)

Sistemde kayıtlı bir e-posta adresi girişi yaptınız, ya da hatalı bir e-posta adresi!
Güvenlik Kodu
Güvenlik Kodu
  Güncelle
Geçersiz giriş



Yılanların Bilinmeyen Dünyası

-Yılanlar, sadece yüksek dağ tepeleri ve kutup bölgeleri gibi toprağın yıl boyunca donuk kaldığı yerlerde yaşayamazlar. Bunun dışında, çöller, okyanuslar, akarsular ve göller dahil yeryüzünün hemen her yerinde görülürler.

 

-Yeni Zelanda ve İrlanda gibi bazı adalarda hiç yılan yoktur!

 

-Yeryüzünde 2700’den fazla yılan türü vardır. Pitonlar, anakondalar, boa yılanları, çıngıraklı yılanlar, engerekler, kobralar…

 

-Yılanlar, bedenleriyle yerdeki titreşimleri hissederler. Çevrelerindeki tehlikeleri ya da avlarının büyüklüğünü, hareketini böyle algılarlar.

 

-Yılanların çoğunun dilleriyle koku aldığını biliyor muydunuz? Önce dillerini dışarı çıkarırlar, dilleriyle dokundukları nesnelerin kokularını ‘toplarlar’. Havadaki kokular için de aynı şeyi yaparlar. Dillerini ağızlarına geri soktuklarında, dillerinin ucundaki çatal biçimindeki bölümü damaklarındaki özel bir noktaya değdirirler. ‘Jacobson organı’ denilen bu nokta aynı zamanda yılanların koku alma merkezidir. Bu merkez sayesinde yılanlar topladıkları kokuların ne olduğunu fark ederler. Bazı yılanlar burunlarıyla da koku alır.

 

-Yılanlar, avlanmak, tehlikelerden korunmak ve eş bulmak için duyularını, en çok da koku alma duyularını kullanırlar.

 

-Dış kulakları olmadığından, uzun zaman, yılanlar sağır zannedildi. Çeneleriyle kulakları arasında kemik bağlantıları olduğundan, üzerinde bulunduğu toprağın yansıttığı sarsıntıları kolayca işitirler. Çenesini yere koyan çıngıraklı bir yılan çok uzaktan gelen bir atın ayak seslerini kolayca duyabilir.

 

-Bazı yılan türleri aylarca hiçbir şey yemeden yaşayabilir.

 

-Bazı pitonların boyu 8-9 metreyi bulabilir.

 

-‘İpliksi yılan’ en küçük boylulardır, bazıları sadece 10 santimetredir!

 

-Yılanlar soğukkanlı hayvanlardır ama yaşamlarını sürdürebilmeleri için vücut sıcaklıklarının belli bir derecenin üzerinde olması gerekir. Bu nedenle vücut sıcaklıkları düştüğünde güneşte ısınırlar. Yükseldiğindeyse gölgede serinlerler.

 

-Soğuk iklimlerde yaşayan yılan türleri kışı atlatmak için kış uykusuna yatar. Oyuklara ya da mağaralara gizlenerek havalar yeterince ısınıncaya kadar uyurlar.

 

-Yılanların birçoğu tıpkı kuşlar gibi yumurtlar. Yılan yumurtalarının kuş yumurtalarından farkı kabuklarının yumuşak ve deriyi andıran yapısıdır. Yumurtalara güvenli bir ortam sağlayabilmek için yılanlar onları kovuğa bırakır ya da toprağa gömerler. Yavrular, bu yumurtaların içinde gelişimini tamamlar.

 

-Kobralar ve bazı piton türleri yumurtalarının üzerinde kuluçkaya yatar.

 

-Boa ve çıngıraklı yılan gibi kimi yılan türlerinin yavruları anne karnında gelişir ve yavrular bir kesenin içinde doğar. Sonra bu keseyi yırtarak dışarı çıkarlar.

 

-Yılan yavruları, yumurtadan çıktıktan sonra başlarının çaresine bakmak zorundadır!

 

-Yılanların bacakları yoktur. ‘Yürümek’ için bedenlerini kaplayan pullarını ve kaslarını kullanırlar.

 

-Yılanlar, etobur canlılardır. Avlarına saldırırlar ya da tuzak kurarlar.

 

-Bazı yılan türlerinin tükürüğünde özel bir zehir bulunur. Bu yılanlar avlarını uyuşturmak ya da kendilerini düşmanlarından korumak için onları ısırır.

 

-Yılanlar; böcekler, kemirgenler, balık, kurbağa, sürüngenler ve küçük memelilerle beslenirler. Yiyeceklerini çiğnemeden, bütün olarak yutarlar.

 

-Yılanlar dişlerini yalnızca avlarını tutmak ve kaldırmak için kullanırlar.

 

-Bazı yılan türleri avlarını yutmadan önce bedenleriyle sarıp boğar, bazılarıysa avlarını yutmadan önce zehirleriyle etkisiz hale getirir. Yediklerini sindirmeleri bazen günler, haftalar hatta aylar sürer! Ekonomik hayvanlardır, bu nedenle çok sık beslenmeleri gerekmez! Yılda sadece birkaç kez beslenen yılan türleri de vardır!

 

-Yılanlar neden tıslar hiç düşündünüz mü? Kendilerini tehlikede hissettiklerinde ya da düşmanlarıyla karşılaştıklarında ‘tısssss’ diye bir ses çıkarırlar.

 

-Yılanların üzerinden her yıl sıyrılarak değişen üst deriye yılan gömleği, yılan kavı denir. Sağlıklı bir yılan yılda en az 2 veya daha fazla gömlek değiştirir. Deri değiştirmenin amacı, vücudun büyümesine olanak tanımaktır. Çünkü pullar esnek yapılar değildirler ve hayvan ancak pulları ile sınırlanmış hacmi kadar büyüyebilir. Bu hacimden fazlası gerekeceğinde de, pullar alt tabakalarından genişletilir ve dar olan dış yüzey atılır.

 

- Yılanların gömlek değiştirme zamanı geldiğinde, deri ve gözleri örten şeffaf tabaka matlaşır, iki hafta sürebilecek olan bu işlem sırasında yılan faaliyetini kesip bir yere gizlenir. Deri değiştirdikten sonra hayvan tekrar parlak renkli olur. Yılan gömleği elastik olduğundan çektikçe uzar bu bakımdan yılanın boyu hakkında herhangi bir fikir vermez.

 

- Peki, tıbbın simgesinin asa üstünde bir yılan olduğunu biliyor musunuz? Bugün tıpla ilgili hekimlik, veteriner hekimlik, diş hekimliği, eczacılık gibi dalların hepsinin sembollerinin yılan olmasının kökeninde, insanların doğadan tam kopamadıkları, doğa Tanrılarına inandıkları zamanlardaki inanışlar yatar.

 

- Uzakdoğu kültüründe yılan simgesi bilgelik anlamıyla yüklüdür.

 

- Anadolu kültüründeki söylenceler çerçevesinde yılanın, sağlığın ta kendisi olduğu kolayca ileri sürülebilir.

 

- Ve tıbbın simgesi olan yılanlarla ilgili bir hikayeyle bitirelim ‘Yılanların Bilinmeyen Dünyası’nı:

 

Lokman Hekim doktor ve eczacıymış. Dükkânında her türlü hastalığın devası olan ilaçlar varmış. Hastalar içeri girdiklerinde hastalıklarına iyi gelecek olan ilaç şişesi sallanırmış. Bir gün içeri birisi girmiş. Ancak hiçbir şişe sallanmamış. Lokman Hekim bunun üzerine: "Senin hastalığının çaresi yok öleceksin" demiş.

Adam ölümden kurtuluşun olmadığını öğrenince çok üzülmüş. Her şeyini satmış. Yanına bir at yay ile ok ve av köpeği alarak dağlara çıkmış. Vurduğu hayvanları yiyip yörüklerden yoğurt süt alarak yaşıyormuş. Bu arada hastalığı da iyice artmış. Bir ağacın altına gelmiş. Atını bağlayıp köskelmiş. O sırada bir yörük kadını bir tas sütü saylığa koymuş. Yılanların sütü sevdikleri bilinir. Tasa yaklaşan bir yılan sütü içmiş sonra da zehirini süte kusmuş. Tas yemyeşil olmuş. Ağrıları iyice azan adam: "Gidip şu zehiri içeyim de ölüp kurtulayım" diyerek zehirli sütü içmiş. Bir süre sonra ishal olmuş ve kusmaya başlamış. Ancak oldukça hafiflediğini hissediyormuş. Ölmek için içtiği zehirden sonra daha iyi olduğunu görmüş. Gün geçtikçe iyileşmiş ve hastalığı tamamen geçmiş.
Lokman Hekim'e gidip “Sen bana öleceğimi söylemiştin. Ama ölmedim" demiş. Bunun üzerine Lokman: "Ben sana ala ineğin sütünü nereden bulayım sütü yılana içirip nasıl tasa kusturayım. Hastalığının çaresi vardı ama bu ilacı temin etmek zor olduğu için öyle dedim" diye cevap vermiş.

O gün bu gündür tas ve yılanın eczacılık ve tıp biliminin simgesi olması halk tarafından Lokman Hekim'e dayandırılır.

 

 



©2010 Luna Bilgi ve Haberleşme Teknolojileri